Ziya Paşa Kimdir, Ziya Paşa Hakkında Bilgi

Ziya Paşa Eserleri, Terkibi Bent Kimin Eseridir, Ziya Paşanın Hayatı Hakkında Kısa Bilgi.

Kendi Ağzından Hayatı

Okul çağına yeni giriyordum. Babamın “her kim okur Farisi gider dinin yarısı” sözleri kulağımdaydı. Farsça ‘ya heves etmek şöyle dursun, okuyanlara dinsiz gözüyle bakardım. Buna rağmen ders aldığım hususi hocamın teşviki ile Farsça öğrenmeye başladım. Böylece hem bilgili olacak, hem de imtihanda birinci gelip babamı memnun etmiş olacaktım. Bir gün lalamla karşılıklı oturmuş el değirmeni ile bulgur öğütüyorduk. Bir ara lalamın gözlerinden yaş damlaları döküldüğünü gördüm; sebebini sordum;

— Sen daha çocuksun, anlamazsın dedi. Israr ettim, nihayet dayanamadı.

— Bu değirmen neler söylüyor, biliyor musun? dedi.

Ben, değirmenin söz söylediğini o vakte kadar işitmemiştim. şaşkınlığımı gören lalam:

— Evet, değirmen konuşur, bizden daha akıllıca konuşur; fakat onları işitmeye kulak ister. Bu değirmen diyor ki: (Ey gafiller, gözlerinizi iyice açın, bana bakın; zira ben bu dünyanın bir misaliyim. Bana koyduğunuz buğdaylar dünyaya gelen insanların aynıdır. Konulan taneleri iki taşın arasında yuvarlaya yuvarlaya kırıp ufalarım ve istenilen olgunluğa ziya_pasageldikleri zaman onları atar, yeni gelenlerle uğraşırım. Çocuk da dünyaya geldikten sonra bu halleri geçirmez mi?.

Lalamın bu sözleri küçük aklımda çok iz bırakmıştı.

Bu sözleri söyleyen çocuk ileride, Türk toplumunun batılı bir düzende olmasını isteyecek ve ilk Osmanlı-Türk Anayasasını hazırlayacak kurulda çalışan Ziya PAŞA olacaktı.

Ziya Paşanın Hayatı ve Kişiliği

Ziya, İstanbul’da Boğaziçi kıyılarının en güzellerinden biri olan Kandilli ‘de doğmuştu. Babası, Galata Gümrüğü memurlarındandı. İlk çocukluğu köleler ve lalalar arasında geçmişti. Çok sonra yazdığı hatıraları arasında bu köle ve lalalardan bahsederken kölesi Ömer’in kendisini hırsızlığa teşvik ettiğini ve lalası İsmail ağanın da ona ilk şiir zevkini verdiğini anlatmıştı.

Ziya, öğrenimini Beyazıt’ta (Mektebi Edebiye) adında bir okulda yaptı. Özel olarak ta Farsça öğrendi. 17 yaşlarında Babıâli’deki memurlar arasına katıldı. Bu memurluk hayatı 30 yaşına kadar 13 yıl sürdü. Bu yıllar boyunca Ziya, görevi başında çalışkan bir memur, akşamları da Balık pazarı meyhanelerinde başıboş bir şair hayatı yaşıyordu. Çağının kabiliyetli gençlerini koruyan devlet adamı Büyük Reşit Paşa onu bu başıboş hayattan kurtardı. Ziya, artık Padişah Saray’ında görev almıştı. Önceleri Abdülmecit, sonra da Abdülaziz’in yanında saray katipliği yaptı. Bu yeni hayat onun gerek yaşayışı, gerek düşünceleri üzerinde önemli etkiler bıraktı. Kısa bir süre içinde Fransızca öğrendi. Reşit Paşa’nın ölümüyle Ali Paşa’nın Sadrazam olması üzerine Ziya, saraydan uzaklaştırıldı ve Anadolu’da bazı valiliklere atandı. Bu görevlerde bulunduğu sıralarda devletin bozuk yönetimi üzerinde esaslı fikirler edindi. Amasya valiliğinden İstanbul’a döndükten sonra ülkede bir devrim yapmak amacıyla kurulmuş olan Genç Osmanlılar Cemiyeti ne girdi. Bu cemiyet üyeleri sürekli olarak sarayın göz hapsindeydiler.

Ziya, Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Namık Kemal’le birlikte önce Paris’e, sonra da Londra’ya gitti. Paris, Londra ve İsviçre’de geçirdiği dört beş yıl boyunca Batı’yı daha yakından tanıdı. Ziya, Namık Kemal’le Londra’da 1868’de yayınladıkları Türkçe Hürriyet gazetesinde önemli yazılar yazıyordu, İsviçre’de bulunduğu sırada da Rousseau’dan çevirmeler yapmıştı.

Ali Paşa’nın ölümü üzerine İstanbul’a dönen Ziya, bir süre siyasi çalışmalarda bulundu. Murat V’in padişahlıktan indirilmesi işleriyle ilgilendi. Yeni Padişah Abdülhamit ilk Kanuni Esasi (Anayasa) nin hazırlanmasında onu da görevlendirdi. Birinci Meşrutiyet’in ilanı üzerine Ziya da Namık Kemal gibi 1877’de o günlerin büyük kahramanları arasında sayılıyordu.

Osmanlı – Rus Savaşının başlaması üzerine Padişah Abdülhamit, Meşrutiyeti kaldırdı; Mebuslar Meclisini dağıttı, bütün hürriyet ve inkılap adamlarını birer birer sürgüne göndermeye başladı. Ziya da bu sırada sözde paşalık unvanı ile önce Suriye, sonra Konya ve Adana valilikleri ile İstanbul’dan uzaklaştırılmıştı. 1880 yılında, ülkenin batılılaşmasında önemli yeri olan Ziya Paşa, Adana’da sessizce öldü ve oraya gömüldü. Ziya Paşa, siyasi olaylarla uğraştığı kadar makaleler ve şiirler yazarak ve Fransızcadan çevirmeler yaparak edebiyata hizmet etmişti. Çeşitli konularda yazdığı makalelerinde üslup ve ifadesinin sadeliği ve inkılapçı fikirleriyle Hürriyet gazetesinde yayınladığı Şiir ve Nesir de, dilimizin sadeleşmesi yolunda çok önemli düşünceler ileri sürmüştür. Bunlar arasında Türkçe’nin tabii bünyesi içinde gelişmesi, hece ölçüsünün kullanılması, konu ve sözde milli ruhun üstünlüğü gibi yeni düşünceler vardı.

Ziya Paşa’nın Türk Şiir’inde de önemli bir yeri vardır. Fransızca öğrenmeden önce hep divan şairleri yolunda şiirler yazan Ziya’nın 18’inci yüzyıl Aydınlık Çağı Fransız yazarlarını okuduktan sonra sanat hayatında yeni bir çığır başlamıştı. Artık ruhça yepyeni, bambaşka şiirler yazıyordu. Bunlar gerçi şekil yönünden eskiye bağlıydı ama devlet adamlarının haksızlıklarına toplumun ıstıraplarına karşı düşünceleri ve mısraları o günler için çok yeniydi:

Diyar-ı Küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm

Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm

Diyecek kadar içinde bir buhran ve acı duymaktaydı. Ziya Paşa’nın şiirleri birer hayal şiiri olmaktan çok öğreticiydi. Bunlarda özellikle ahlaki öğütler ön planda geliyordu. Bundan ötürü birçok beyti birer atalar sözü gibi dillerde ve gönüllerde yaşamaktadır.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

İnsana sadakat yakışır görse de ikrah

Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

İnsan ona derler ki garazdan ola salim

Nefsinde dahi eyliye icra-yi adalet

Ziya Paşa bir de Sadrazam Ali Paşa’nın siyasi bir başarısızlığını yeren Zafername adlı manzum bir eser yazmıştı. Bunda, mecazlı bir dille hicivci ve alaycı sanat üstünlüğünü göstermişti.

Ziya Paşa, edebiyatımızda ilk çevirmeler yapmasıyla da önemli yer almıştı. Molire’in Tartuffe komedisini ve Rousseau’nun pedagojik bir romanı olan Emilini 1871’de dilimize çevirmişti. Çevirmeleri arasında Endülüs Tarihi ile Engizisyon Tarihi de vardır. Ziya Paşa, 55 yıla yaklaşan ömrünün ilk 30 yılında eskiye bağlı kalmış, sonraları devlet İşlerinde bulunmuş, siyasi çatışmalarla gurbet ellerinde yaşamış ve Türkiye’nin siyasi ve edebi gelişmesinde Batılı bir anlayışla hizmet etmiş bir fikir ve edebiyat adamıydı. Terkibi Bent, Ziya Paşanın En Ünlü Eseridir.