Zararı Önlemede Ölçü Nedir?

- in Dini Bilgiler, Genel, Sosyal Bilimler
0

Dinimizde zararı önlemede ölçü nasıl olmalıdır, hakkında bilgi.

İslam dini, zarar görmeyi de/zararı vermeyi de yasaklamış, vukua gelen bir zararın ortadan kaldırılması için hukuki müeyyideler koymuştur. Bir işin başlangıcında, kasdi olarak zararlı hareket etmeyi men eden dinimiz, zarara zararla mukabele etmeye de müsaade etmemiştir. Zira batıl bir hareket, kıyas noktası olarak alınamaz.

Takip edilecek en makul yol, hakime müracaat ederek zararın telafisini istemektir.
Bu mevzuu müşahhas bir misalle açıklığa kavuşturmak isteriz: Bir kimse, koyunlarını bir şahsın tarlasına sokarak ekinini yedirse, mağdur olan kişi, mukabil bir harekete teşebbüs edip, mütecavizin ekinine veya başka bir malına zarar yapamaz. Çünkü o mal, zarar yapan şahsın mülkü ise de, milli servet sayılmakta ve birçok kimsenin ondan faydalanma ihtimali bulunmaktadır.

Zarar yapmamak hareketlerimizin esasını teşkil ettiği için, mubah bir iş olan avlanma sırasında başkalarına âit bağ ve bahçelere gelecek zararı önlemek için gerekli engel ve dikenli tel yapılmaktadır. “Mubah olan bir işi, istediğim yerde yaparım” demeye kimsenin hakkı yoktur. Avcılık mubah ise de başkalarına zarar vermek haramdır. Zararın izale olunması, geçerliliğini her zaman koruyan bir hukuk kaidesidir. Şu kadar var ki, “Bir zarar, misli ile izale olunmaz”, münasip bir şekilde tazmini yoluna gidilir.

Zararı önleme ölçülerinden biri de “Umuma gelecek zararı uzaklaştırmak için hususi zarar ihtiyar olunur” kaidesidir. Mesela tıp tahsili olmayan bir cahilin hasta tedavi etmeye kalkışmasında umumi bir zarar endişesi vardır. Geniş çaptaki zararı önlemek için, o kimse bu faalivetten men olunur.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir