Onuncu Yıl Marşı Yazılış Hikayesi

Onuncu yıl marşını kim yazdı, Onuncu yıl marşını kim besteledi, Onuncu yıl marşı hakkında bilgi

onuncu_yil_marsiYıl 1933… Ağustos ayının bir öğle sonrası…

İstanbul’da, Nişantaşı’nda, Şair Nigâr Sokağında, Cumhuriyet öncesi yılların Dahiliye Nazırı Ahmet Reşit Bey in konağındayız… O günün modeli siyah telefon çaldı. Bestekar Cemal Reşit (Sonradan Rey soyadını alacaktır) piyanosunun önünden kalktı, telefona gitti. Bir ses: “Halk Fırkası umumi Katibi Recep Bey (Peker) zatıalinizle görüşmek istiyor” dedikten sonra, çekildi. Hattın öbür ucu Ankara’ya bağlanmıştı. Konuşma kısa oldu. Cemal Reşit, hemen o akşam, Haydarpaşa’dan kalkan ekspres trenle Ankara’ya hareket etli. Ertesi sabah doğruca Halk Fırkası Merkezine gitti. Toplantı vardı. Parti Genel Sekreteri Recep Peker izahat veriyor, “Cumhuriyet’in Onuncu Yılı Şenlikleri Programını açıklıyordu. Cemal Reşit i görünce, dinleyenlere:  Şimdi Onuncu Cumhuriyet Bayramının en mühim noktasına geldik. O da Cumhuriyetin Onuncu  Yıl Marşıdır. Gazi Hazretleri ile bu mevzu üzerinde durduk. Marşın güftesini Behçet Kemal ve Faruk Nafiz Beylere yazdırıyoruz. Bestesine gelince, müsabaka fikrini iyice tetkik ettikten sonra bundan vazgeçtik. Ben İstanbul’da Cemal Reşit adında bir bestekar bulunduğunu duydum. Bu işi muvaffakiyetle yapabileceği Kanaat’ına vasıl oldum” dedim. Gazi: ‘Mademki öyle, kabul ediyorum, mesuliyeti sana aittir dedi.

Recep Peker, ayağa kalktı, dinleyenlere besteciyi gösterdi, “İşte Cemal Reşit Bey burada, karşınızda, Onu Ankara’ya çağırmamızın sebebi, kendisine inkılap havasını teneffüs ettirmektir”  dedi. Çevredekilere şöyle bir baktıktan sonra devam etti. “Bu bayram cümlemiz için çok mühim… Marş, onun bir sembolü olacak. Onu herkes canı yürekten söyleyecek.

Bir Marş sade olmalı, hoşa gitmeli, kolay ezberlenip kolay söylenmeli, ama vakur, canlı, neşeli, ifadeli olmalı. Bayağılığa kaçmadan birkaç nota içinde dolaşıp berrak, aynı zamanda şahsiyeti olan bir armoniyle süslendirilmiş yürüyüş temposuna ve çeşitli müzik prensiplerine uygun ve nihayet edası üslûbu Türk olmalı…

Ankara’daki toplantıdan sonra İstanbul’a dönen 29 yaşındaki genç besteci Cemal Reşit bütün bu özellikleri Onuncu Yıl Marşı’nda toplamak için günlerce didindi, yıprandı, adeta savaştı. Ağabeyi Ekrem Reşit, bestelerinin hiç birini beğenmiyor olmadı diyordu. Nihayet bir Eylül gecesi, sabaha karşı bestelenen dokuzuncu şekli beğendi. Bunu Ankara’ya gönderebilirsin dedi. Cemal Reşit. Ankara Halkevi’nde piyano başında hem marşı söyledi, hem de çaldı. Ancak, notaları inceleyen Maarif Vekili Saffet Arıkan, bir yerde Minör modunu  görüp “Siz, Cumhuriyet kelimesinin geçtiği mısrada minör kullanıyorsunuz. Bununla Cumhuriyeti küçümsüyor musunuz” Dedi. Cemal Reşit, Beethoven, Napolyon için yazdığı Eroica’da da minör modunu kullanır. Küçük başka, küçümseme başka” Diye cevap verdi. Recep Peker:

Türk’üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi;

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri…

mısralarının bestesinin çok güzel olduğunu, Cumhuriyetin kelimesinin ‘de iyice belirlendiğini, ortaya çıktığını söyleyince ve alkışlayınca, dinleyenlerin hepsiyle birlikte Saffet Bey de alkışlamak zorunda kaldı.

Notalar çoğaltılıp hemen bütün yurda yayıldı.

Besteci, o yıl basılan plaklarda koro ve orkestrayı yönetti. Müzik öğretmenlerine marşı öğretti. O zamanki 15 milyonluk Türk halkı, en gencinden en yaşlısına kadar:

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan

On yılda on beş milyon genç, yarattık her yaştan.

diye haşlayan marşı ezberledi, sevdi, söyledi, heyecanlandı. Besteci Cemal Reşit bu marşı için ücret almadı. Hatta, plaklarından biriken binlerce liralık telif hakkını, bir dilekçe yazarak ve 16 kuruşluk pul masrafı da yaparak, bağışta bulundu.

ONUNCU YIL MARŞI

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan;

Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;

Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan

 

Türk’üz, Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!

 

Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız;

Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız,

Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız;

Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız,

 

Türk’üz, Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!…

 

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,

Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.

Bütünledik her yönden İstiklâl kavgasını;

Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını.

 

Türk’üz, Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!…

 

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;

İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.

Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülküye biz;

Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

 

Türk’üz, Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi,

Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!