İslam Dininde Eşitlik

Kurana göre eşitlik nasıl olur, İslam dininde eşitlik kavramı hakkında bilgi.

Toplumda insanlar arasındaki münase­betleri düzenleyen kavramlardan birisidir. Bu kavram, fertler arasındaki ilişkilerde hak ve hukukun özünü teşkil eder.

Kur’ân-ı Kerîm’de eşitlik ile alakalı pek çok ayet mevcuttur. Kur’ân-ı Kerim, hak ve vazife konusunda sınıflar arası ayırımı ta­mamen ortadan kaldırmıştır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarat­tık. Sizi milletler ve kabileler haline koy­duk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Al­lah bilendir, haberdardır.” (Hucurât 49/13) Allah bu ayette insanlar arasında hiç bir ayırım yapmadan bütün insanları bir erkek ile bir dişiden (Hz. Adem ile Hz. Havva) meydana geldiklerini hatırlatarak birbirle­rine üstünlük iddiasında bulunmamaları hu­susunu bildirmiştir. Ayette geçen “Sizi mil­letler ve kabileler hâline koyduk ki, bir­birinizi kolayca tanıyasınız” cümlesinden de anlaşılacağı üzere insanların değişik ül­kelerde yaşayarak farklı dil, ırk ve renklere sahip olmaları hiç bir zaman eşitsizliğe se­bep olacak hususlar değildir. Tam tersine insanların birbirini daha iyi tanıyarak sağ­lam ilişkiler kurmalarına yönelik şeylerdir. Ayette geçen “tearüf = tanımak” kavramı, dostluk, sevgi ve hayatta karşılaşılan zor­lukları yenmek için yardımlaşmayı belirt­mektedir.

Allah’tan yukarıdaki ve benzeri mesajları alan Rasulullah (SAV.) da bütün davranış ve sözlerini bu esas üzere tesis etmiştir. Onun nazarında ırkları, dilleri ve cinsleri ne olursa olsun herkes eşittir. Bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Rabbi-niz bir, babanız birdir. Arap’ın Arap ol­mayana, Arap olmayanın da Arap’a üs­tünlüğü yoktur. Keza kırmızınızın beya­za, beyazın da kırmızıya karşı üstünlü­ğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” (Müsned, V/411)

Kureyşlilerden henüz İslam’ı yeni kabul eden bazı kişiler de yeni tesis edilen eşit­lik prensibini içlerine sindirmede zaman za­man güçlük çekmişlerdir. Mahzumiyye kabilesinden bir kadın, Mekke’nin fethi esna­sında hırsızlık yapar. Kadının bu haline üzülen bazı Kureyşliler eskiden cahiliyye dö­neminde olduğu gibi onun cezaya çarptırmaması için çare arar. Nihayet Rasulullah’ın çok sevdiği Hz. Üsame’yi aracı olarak göndermeye karar verirler. Üsame Rasulullah’a giderek kadının affını ister. Rasulullah “Allah’ın koyduğu cezalardan bir ceza hakkında benden şefaat mı istiyor­sun?” buyurmuş sonra ayağa kalkarak şunları söylemiştir: Ey insanlar! Sizden öncekileri Allah ancak şunun için helak etmiştir. Onlar aralarından şerefli biri hırsızlık ederse onu bırakırlar, zayıf olan çalarsa üzerine cezayı tatbik ederlerdi. Allah’a yemin olsun ki, Muhammed’in (S.A.V.) kızı Fatıma hırsızlık etse mutla­ka elini keserdim.”

Leave a Reply