Hz. Muhammed Hayatı ve Kişiliği

Hz. Muhammed kimdir, Hz. Muhammed ne zaman ve nerede yaşadı, Hz. Muhammed hakkında bilgi.

Sonuncu peygamber ve İslam dininin kurucusu, Hatemü’l-enbiya. Hz. İbrahimin oğlu İsmail’in soyundan gelmektedir. V. yüzyılın başlarından itibaren Mekke’nin idaresini ele geçiren Kureyş kabilesinin Benu Hâşim soyuna mensubtur.

Hz. Muhammed, genellikle kabul edi­len ananeye göre Rebiülevvel’in 12. Pa­zartesi günü, Fil seferinden takriben 50 gün sonra Mekke’de dünyaya gelmiştir. Tarihçiler bu doğumu 569, 570 ve 571 ola­rak kabul etmektedirler. Abdullah, oğlu­nun doğumundan birkaç hafta önce çık­tığı bir ticarî seyahat sırasında Medine1 de vefat etmiştir. O devirde Mekke’de âdet gereğince yeni doğan çocuklar iklimi Mekke’ye göre daha müsait olan vahada yaşayan süt annelere verilirdi. Hz. Mu­hammed, Sa’d b. Bekr kabilesinden Ha­lime adındaki bir kadına verildi. Hz. Mu­hammed süt annesinin yanında dört yıl kaldı. Bu dönemde arasıra Mekke’ye ge­tirilerek annesini görüyordu.

Mekke’ye döndükten sonra annesi ve dedesinin himayeleri altında büyüdü. Altı yaşına geldiği zaman annesi ile birlikte babasının mezarını ziyaret etmek için,Me­dine’ye gitti, Mekke’ye dönüşleri esnasın­da annesi, Ebvâ vahasında öldü. Ümm Eymen adındaki cariye tarafından Mek­ke’ye getirilerek dedesi Abdülmuttalib’e teslim edildi.

Hz. Muhammed 8 yaşında dedesi Ab-dulmuttalib’i de kaybedince amcası Ebû Talib onu himayesine aldı. Hz. Muham­med yaşı biraz ilerlediğinde çobanlık ya­parak maddî bakımdan iyi olmayan am­casına yardımcı olmaya çalıştı. 12 yaşın­da amcası Ebû Talib ile birlikte bir tica­ret kervanıyla Suriye’ye gitti. Bu seyahat sırasında Kudüs ile Şam arasında Busra adlı şehirde rahip Bahira ile görüştü. Ba-hira, Ebû Talib’e yeğenine dikkat etmesi­ni ısrarla söylemiş, onun Mukaddes Ki-tab’ta vasıfları anlatılan son peygamber olabileceğini haber vermiştir. Hz. Mu­hammed gençlik yıllarında Mekke’de ku­rulan Hılfu’l-fudul’a katıldı. Bu teşkilâtın mensupları, şehirde kim olursa olsun zul­me uğrayan herkesin yardımına koşacak­larına dair yemin etmişlerdi. Peygamber olduktan’sonra bu teşkilâta katıldığını ve her zaman böyle bir teşkilata rahatlıkla ka­tılabileceğini söylerdi. Yine aynı yıllarda Kureyş ve Kays kabileleri arasında patlak veren Ficâr Savaşı’na katıldı ve cephe­de savaşan amcalarına ok taşıdı (585).

Hz. Muhammed 20 yaşlarında yavaş yavaş amcasının ticarî faaliyetlerini üst­lenmeye başlamış, bir süre amcası ile bir­likte çalıştıktan sonra yalnız başına bu fa­aliyetlere devam etmiş; ve kendisine Muhammedü’l-emîn (güvenilir Muham­med) denmiştir.

Hz. Muhammed gençlik yıllarından iti­baren putlara karşı pek sempati beslemi­yordu. Bilhassa Kâbe’nin tamirinden son­ra onda büyük değişikliklerin olduğu dik­kati çekiyordu. Kaynakların verdiği bilgi­lerden bu devrede onun Hanîfler ile te­masa geçtiği anlaşılmaktadır. Manevî üzüntü ve ruhî dalgalanmaları arttığında bütün Ramazan ayı boyunca Cebelu’n-Nûr yamaçlarındaki Hirâ mağarasında in­zivaya çekilir ve böylece ruhunu teskin et­me imkânını bulurdu. Hirâ mağarasında kaldığı zamanlarda yiyeceği tükendikçe şehre iner, Kâbe’yi tavaf ettikten sonra ka­rısı Hatice’nin yanına uğrar ve tekrar Hi-râ’ya dönerdi.

Yine bir gün Hirâ mağarasında sessiz­lik ve karanlık içindeyken parlak bir ışık göründü. Hz. Muhammed kendini kaybet­ti. Kendine geldiği zaman Cebrail ona “Yaratan rabbinin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yaratmıştır. Kalemle öğ­reten, insana bilmediğini bildiren, lütuf ve keremde erişilmez mertebede olan Rabb’inin adıyla oku!” (K. 96/1-5) âyetle­rini okudu. Bu hâdise üzerine son dere­ce heyecanlanan Hz. Muhammed koşa­rak evine gelmiş ve heyecanı geçtikten sonra başından geçenleri hanımına an­latmıştır. Genellikle kabul edilen anane­ye göre bu ilk vahiy 27 Ramazan’da gel­miştir. Yıl olarak 609 veya 610 kabul edi­lir. Bu ilk vahyin gelmesinden sonra bir süre vahy kesilmiştir. Bu sürenin birkaç ay, hattâ birkaç yıl olduğuna dair rivayet­ler vardır. Bu fasılaya “Fetret-i vahy” den­mektedir. Bu duruma Hz. Muhammed’in çok üzüldüğü bilinmektedir. Nihayet “Kuşluk vaktine ve kararıp durgunlaştığı zaman geceye yemin ederim ki, Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı” (93/1-3) âyetleri nâzil olunca Hz. Muham­med huzura kavuşmuştur. Çok geçmeden “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm), kalk ar­tık insanları uyar. Sadece Rabbini büyük tanı” (74/1-3) âyetleri nâzil olduktan son­ra Hz. Muhammed’in resûllük (elçilik) va­zifesi başlamış oluyordu. Her zaman ol­duğu gibi yine durumu eşine anlattı. Hz. Hatice hiç tereddüt etmeden “Allah’ın bir liğine ve Muhammed’in onun elçisi olduğuna” iman ederek ilk Müslüman olma, şerefini kazandı. Bunu amcasının oğlu Ali, azadlı kölesi ve evlatlığı Zeyd b. Harise ve yakın dostu Ebû Bekir’in, Müslümanlığı kabul etmeleri takip etti.

Ebû Bekir’in Müslümanlığı kabulü, Mekke’nin ileri gelberinden birisi olması sebebiyle İslâmiyet’in yayılmasında büyük faydalar sağlamıştır. Onun vasıtasıyle Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas, Zubeyr b. Avvâm, Tal-ha b. Ubeydullah gibi önemli kişiler Müslüman olmuşlardı. Hz. Muhammed ilk zamanlar islâm’a daveti gizli yapıyordu. Fakat 614 yılındâ “Sana emrolunanı açıkça söyle ve Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir. Seninle alay edenlere karşı biz sana destek olacağız”(i5/94-95) âyetleri nâzil olunca islâm’ı açıkça yaymaya başladı. Arasıra Kâbe’ye giderek “Ey insanlar, gerçekten ben sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi Allah’ın gönderdiği elçisiyim. Ondan başka Tanrı yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a ve O’nun ümmî Resûlüne, Allah’a ve O’nun kelimelerine gönülden inanan Resûlüne iman edin ve O’na uyun ki, doğru yolu bulaşınız” âyetini okur ve onları Müslümanlığı kabule çağırırdı. Kureyş kabilesi, ilk zamanlar pek ses çıkarmamakla beraber Müslümanlar’ın sayıları çoğaldıkça ve Hz. Muhammed putları ve onlara tapınmayı reddedince tavırlarını değiştirerek Müslümanlara eziyete başladı.
Hz. Muhammed islâm’ı yaymak için her çareye başvuruyordu. “Önce en yakın hısımlarını uyar” (K.26/214) emrini alınca Kureyşliler’i Safa Tepesi’nde toplayıp onlara gittikleri yolun yanlış olduğunu belirtti. Bunun üzerine Kureyş ileri-gelenleri Ebû Talip’e başvurup susturmasını isteyerek aksi halde kendilerinin susturacaklarını tehdit yollu-söylediler. Ebû Talip yeğenini çağırarak olanları anlattı ve putları kötülememesini söyledi. Ancak Hz. Muhammeğ amca-» sının bu isteğini kesinlikle reddetti. Bu kez de bizzat Hz. Muhammed’le konuşarak putları kötülemekten vazgeçtiği takdirde mal, para ve hattâ Mekke’nin reisliğini vereceklerini vaadettiler. Ancak bu teşebbüs de bir netice vermedi. Bu arada Hz. Muhammed’in küçük amcası Hamza, Ebû Cehil’in yeğenine hakarette bulunması sebebiyle bir hiddet anında Müslümanlığı kabul etmiştir. Bunu Ömer b.el-Hattab’ın Müslüman olması takip etti. Bu iki zatın İslâm’ı kabulleri Müslümanlar’a büyük güç vermiştir. Ancak Kureyş de işkenceleri artırmıştır. Eziyet ve işkencelerin artması üzerine Hz. Muhammed Müslümanlardan isteyenlerin Habeşistan’a hicret edebileceklerini söyledi. Bunun üzerine 12 erkek ve 4 kadından meydana glen ilk kafile Habeşistan’a hicret etti. Bunu kısa bir süre sonra 77 erkek ve 13 kadından meydana gelen ikinci kafilenin hicreti takip etti. Mekke’de kalan Müslümanlar ise Ebû Talip’in oturduğu mahallede toplandılar. Kureyş onlarla bütün mü-, nasebetlerini kesti; âdeta onları muhasara altına aldı. Müslümanlar çok sıkıntı çektiler. Ancak bu kadar eziyete artık bir-son vermek zamanının geldiğine inanan bazı Kureyşliler’in telkinleriyle muhasara kaldırıldı.