Hac Umre Nedir?

Hac neden farzdır, Hacca gitmek neden önemlidir, Hacca gitmek hakkında bilgi.

İslam dininin temel ibadetlerinden ve esaslarından birisi de hacdır. Hac ibadeti, Müslümanın, yılın belli ay ve gününde Mek­ke ve civarında ifa edilen belirli ibadet ve ziyaretleri usulüne uygun şekilde yerine ge­tirmesidir.

Kur’ân’ın bildirdiğine göre Kâbe, yani Mescid-i Haram, Hz. ibrahim ve ismail ta­rafından inşa edilmiş ve onların ileriye dö­nük duasına konu olmuştur. Kur’ân’da bu olay şöyle anlatılır: “Hani İbrahim, İsmail ile beraber o Beyt’in temellerini yüksel­tiyor (ve şöyle dua ediyordu): Rabbimiz, bizden (şu yaptığımızı) kabul buyur, şüp­hesiz sen işitensin, bilensin. Rabbimiz, bizi sana teslim olanlar kıl, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar, bi­ze ibadet edeceğimiz yerleri (hac amel­lerini) göster, tövbemizi kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Baka­ra: 127-128), “Bir zamanlar İbrahime Bey­tin (Kabenin) yerini açıklamış (ve ona şöyle emretmiştir: Bana hiç bir şeyi or­tak koşma ve tavaf edenler, ayakta du­ranlar, rükû ve secde edenler için evimi temizle.” (Hac:26). Bu”ayetin devamında Hz. İbrahime veya daha doğru görüşe gö­re Hz. Peygamber’e yöneltilen emir ile, hac ibadetinin erkan ve hikmetine temas edil­mektedir. “İnsanlar içinde haccı ilan et, gerek yaya ve gerekse uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gel­sinler. (Gelsinler) ki bir takım faydalara tanık olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine bel­li günlerde (onları kurban ederken) Al­lah’ın adını ansınlar. Onlardan yiyin, sı­kıntı içinde bulunan fakire de yedirin. Sonra (haccedenler) kirlerini gidersinler (temizlensinler), adaklarını yerine getir­sinler ve Eski Evi (Kabe’yi) tavaf etsin­ler. İşte, kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse, Rabbinin yanında kendisi için iyidir. Size okunanlar (açıklananlar) dı­şındaki hayvanlar sizin için helâl kılın­mıştır.” (Hac : 27-30)

Hz. ibrahim ve İsmail devrinden Hz. Pey­gamber zamanına kadar geçen süre zar­fında Araplar Mescid-i Haram’a saygı gös­termiştir. Fakat Hz. ibrahim’in tebliğ etti­ği dinî esasları ve hac ibadetinin adabını değiştirmişler, Kâbe’nin içine ve dışına dol­durdukları putlara tapar olmuşlardır. Müş­rik Araplar putların aracılığı ile Allah’a yak­laşmaya çalışıyor, hatta hayvanları bile tap­tıkları putlar adına boğazlıyorlardı. Yukarı­daki ayet, bu küfür ve şirk fiilleri reddetmek­te, tevhit esasını getirmektedir. Kur’ân, Hz. İbrahim’in şeriatını yenilemek ve tevhit aki­desini devam ettirmek için Mescid-i Haram’ı Müslüman ümmet için de kutsal yer kılarak hac esasını getirmiştir. Ayette, “Yo­luna gücü yeten herkesin Beyt’i haccet­mesi insanlar üzerinde Allah’ın bir hak­kıdır.” (Al-i lmrân:97) “Allah için haccı ve umreyi tamamlayın.” (Bakara, 196) buy-rularak hac, gücü yeten her Müslüman üzerine, ömründe bir defa olmak üzere farz kılınmıştır.

Kur’ân haccın ifası, adabı ve erkanı ile ilgili hükümler de getirmiştir. “Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda (ihrama gire­rek) haccı (kendine) farz ederse bilsin ki, hacda kadına yaklaşmak, günaha sap­mak, kavga etmek yoktur. Siz ne iyilik ederseniz Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Azığın en iyisi takvâdır. Ey akıl sahipleri, benden sakının. Rabbinizin lü­tuf ve keremini aramanızda sizin için bir günah yoktur. Arafat’tan akın akın ayrı­lıp (Müzdelife’ye geldiğinizde) Meşar-i Haram’da Allah’ı anın. O’nun size gös­terdiği biçimde Onu anın. Siz Onun yol göstermesinden önce sapıklardan idi­niz.

Sonra insanların akın akın gittiği ye­re siz de akın akın gidin ve Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah bağış­layan, esirgeyendir. Hac ibadetinizi bi­tirince atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın.” (Bakara, 197-200), “Safa ile Merve Allah-ın nişanlarındandır. Kim evi hacceder, ya­hut umre yaparsa onları tavaf etmesinde .bir beis yoktur.’ (Bakara, 158), “Biz kurban­lık develeri de sizin için Allah’ın nişan­larından kıldık…” (Hac: 36), “Ey inanan­lar, ne Allah’ın işaretlerine, ne haram aya, ne kurbana, ne gerdanlıklara ve ne de Rablerinin lütuf ve rızasını arzu ederek Beyt-i Haram’a doğru gelenlere saygısızlık etme­yin, ihramdan çıktığınız zaman avlanabilir­siniz. Sizi Mescid-i Haram’dan çevirdikle­rinden dolayı bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi saldırıya sevketmesin. iyilik ve tak­va üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayım Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Maide, 2) ayetleri ve konuyla ilgili diğer ayetler (Bkz:Bakara, 196, 203) (Maide: 95-97), Ankebut, 67, Kasas, 57, Al-i imran, 97) hac ibadetinin ifası ve adabı üzerinde ayrıntı ile durarak hem müşrik Araplar arasındaki yanlış uygulamaları tashih eder, hem de hac fiillerinin gaye ve hikmetine temas eder.

Hac hicretin altıncı yılında farz kılındı. Hz. Peygamber aynı yıl umre için yola çık­tığında müşrikler tarafından Mekke’ye gir­mesi engellendi. Bu yüzden ertesi yıl um­re yapabildi. Hicretin onuncu yılında da yüz bini aşkın Müslümanla birlikte meşhur Ve­da Haccını ifa etti, hac esnasında haccın yapılış şeklini tatbikî olarak gösterdi ve “Hacla ilgili ibadetlerinizi benden alın” buyurarak her konuda olduğu gibi bu konu­da da bütün Müslümanlara rehber ve ör­nek oldu.

Hac ibadeti sayısız hikmet ve faziletler­le doludur. Mikat yerinde, dünyayı ve dün­yevi farklılıkları, bencilliği temsil eden elbi­se çıkarılıp Müslümanları eşitleyen, birleştiren, onları ümmet olmanın şuuruna erdi­ren iki parça beyaz ihram elbiseleri giyilir. Artık “ben” yok “biz” vardır ve müminler bir ufuktan diğerine akan beyazlar seli içe­risinde yok olur, âdeta ölmeden önce ölür ve ahiret hayatını yaşar, ihram, kişinin ken­dini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurta­rışının sembolüdür. Bütünlüğü bozup ben­liği uyandırıcı,geride bırakılan geçici haz ve ölçüleri hatırlatıcı mahiyetteki eşya ve fiil­ler yasaklanmıştır. Hac , Kabe’ye doğru değil, Allah’a doğru bir harekettir. Kabe son değil, sonsuzluğa acılan başlangıç ve ilk­tir. (Bkz.ÂI-i imrân: 96) Kâbefre (Beyt-i Atîk) (Hac, 29, 33) de denir. Atîk, hür oluşu, bo­yunduruktan ve her türlü sultanın esaretin­den kurtuluşu ifade eder. Küp şeklindeki Kâbe ve etrafında dönerek tavaf eden mü­minler, kâinatın özetidir.

Tavaf, sükûnet ve hareket, akîde ve amel, tevhit ve cihattır. Koşmak ve seğirtmek anlamına gelen “sa’y” bir canlılık, bir arayıştır, esbaba te­vessüldür. Arafat, insanın dünyaya ayak ba­sışını, kıyamette Allah’ın huzurunda bekle­yişini hatırlatır. Hacda her ibadetin ve her şeklin bir anlamı, mümini eğitici ve şuurlandırıcı bir yönü vardır. Müzdelife vakfesi, Mina’da şeytan taşlama ve kurban, tıraş ol­ma, Kabeye dönüş vs. hep anlamlı davra­nışlardır, ihrama girerken benliği Mikat’ta bırakan müminler, hac ibadeti ile İslam üm­metinin bir üyesi olmanın şuuruna, Allah’a yakınlaşmanın mutluluğuna ulaşır, eski ha­ta ve günahlarından arınarak, hayata daha şuurlu olarak yeniden başlama imkanını ya­kalar.