Fatiha Suresi Anlamı

Fatiha Suresi açıklaması, Fatiha Suresi kuranın kaçıncı suresidir, Fatiha Suresi hakkında bilgi.

Kur’ân-ı Kerîm’in ilk süresidir. Mekke’de nâzil oldu, yedi ayettir.

Fatiha kelimesi, Fâtih sıfatından nakle­dilerek “açılacak veya tedricî olarak mey­dana gelecek şeylerin başlangıcı anla­mında kullanıldığından” sureye isim ol­muştur.

Bu sureye pek çok isim verilmiştir, bun­ları şöyle özetleyebiliriz:

  • Kur’ân’da ilk sure olması, namazda v.b. yerlerde en çok okunduğu veya ilk nâzil olan sure olduğu için FÂTİHATÜ’L-KİTAB denmiştir.
  • el-Fltiha (birinci ismin kısaltılmış şek­li veya başlı başına bir isimdir.)

3-      Ummu’l-Kur’ân.

4-       Ummu’l-Kitap (Kur’ân’ın bütün surele-
rinin esası ve menşei olması dolayısıyla bu
isimleri almıştır.)

  • el-Esâs.
  • el-Vâfiye.
  • el-Kenz.

8-       es-Sebu’l-Mesânî (Seb’ü’dan maksat
yedi ayet olması, mesânî’den muradın ise
tekrarlanması kast olunmaktadır. Her Müs-
lüman günde en az on yedi defa bu sureyi
farz namazlarda tekrarlamaktadır. Buna
sünnetleri de ilâve edecek olursak bu tek-
rarlayış iki misli daha artmaktadır.)

9-      el-Kifaye.

  • es-Salât (Fltihasız namaz olmaması sebebiyle bu isim verilmiştir.)
  • eş-Şükür.
  • ed-Dua.
  • eş-Şifa veya eş-Şafiye (kalbin mane­vî hastalıklarını giderdiği için bu adları al­mıştın)

14-Ta’limü’l-Mes’ele (dilek yollarını öğret­tiği için bu isim verilmiştir.)

Surenin yedi ayet olduğunda bütün mü-fessirler ittifak halindedirler. Ancak Besme-le’nin bu sureden bir ayet olup olmadığı hakkında ihtilâfa düşmüşlerdir. Besmele^ yi ayetten saymayan Hanefîler “En’amte aleyhim”i bir ayet kabul ederler. Böylece ayetlerin sayısı yediye ulaşmış olur. (Bu ko­nuda fazla bilgi için Besmele maddesine bakınız).

Surenin Mekke veya Medine’de nâzil ol­duğunda jhtilâf vardır. İbn Abbas, Katade ve Ebu’l-Âliye gibi alimler surenin Mekke: de nâzil olduğunu söylemektedirler. Ebu Hureyre, Mücâhid, Ata b. Yesar ve Zührî gi­bi alimler ise Medine’de nâzil olduğunu id­dia etmektedirler.

Surenin bir kısmının Mekke’de, namaz farz kılındığı zaman, diğer yarısının da Me­dine’de kıble değiştirilirken nâzil olduğu da söylenmiştir.

Beş vakit namazın Mekke’de farz edildi­ğine ve cenaze namazından başka bütün namazların Fatihasız kılınamayacağına gö­re surenin Mekke’de nâzil olmuş bulundu­ğuna hükmetmek gerekir.

Sure kısa olmakla beraber İslam düşün­cesinin özünü içine almaktadır. Şükür, hamd ve senaya gerçek layık olanın Allah olduğu, Allah’ın sayısız nimetlerinin bütün mahlukatını her an ve her zaman kuşattı­ğını haber vermekte, bunun için de mü’mi-nin Allah’a hamd ve teşekkürle yönelmesi istenmekte, böylece gönlün ve ruhun ger­çek mutluluğa ereceğine işaret edilmekte­dir. Bütün âlemlerin bir tek Allah’ın mutlak hakimiyeti altında olduğu, ondan başka tan­rıların çeşitli külfetinden insanın kendisini kurtarması istenmekte, her şeyi içerisine alarak berrak ve bütün şek ve şüphelerden arınmış tevhid akidesine bağlı kalmak is­temektedir.

Allah Tealânın bütün kâinatı rahmetiyle kuşattığı kulları arasında hiç bir ayırım yap­madan herkese ve her yaratılana rahmeti­ni eksik etmediği anlatılmaktadır.

Fatiha’da Yüce Allah’ın varlığına ve bir­liğine delalet eden, onu bilip tasdik etme­ye vesile olan on sekiz bin âlemin varlığı­na işaret edilmekte, gerek dünyada ve ge­rekse ahiret gününde her şeyin O’nun hâ­kimiyeti altında hareket edeceğine temas edilmektedir.

Sürede yalnız Allah’ın varlığına inanmak, yardımı, mükâfat ve mücâzâtı da yalnız on­dan istemek suretiyle şahıslara boyun bü­küp el açmaktan, efsanelerin, evham ve hurafelerin esaretinden kurtulmanın temeli öğretilmektedir, insanı dünya ve ahiret sa­adetine götürecek tarîk-i müstakimden, doğruluktan, cemaatten, birlik ve beraber­likten ayrılmama gibi gayelerine ulaşan me­sut kimselerin yolunda gitmek tavsiye edil­mekte. Allah’a isyan ile doğru yolu kaybet­miş, insanlık için fitne unsuru olmuş, yolu­nu ve amacını yitirmiş, delâlet içinde kal­mış kimselerden olmama öğütlenmektedir.

İslâm düşüncesinin özünü oluşturan Fâ-tiha suresi, müminlerin niyaz ve istirhamın­da Allah ile kulu arasında en büyük bağ ol­muştur. Bunun sonunda söylenen “amin” lafzı ise “Ya rabbî, bizden kabul et, dua­larımıza icabet buyur” manasınadır.

Leave a Reply