Edirne Antlaşması Önemi

In Genel, Osmanlı Tarihi, Sosyal Bilimler, Tarih 13 views

Edirne Antlaşması ne zaman ve kimler arasında yapıldı, Edirne Antlaşması sebep ve sonuçları hakkında bilgi.

Osmanlı-Rus Savaşı (1828) sonunda Edirne’de imzalanan antlaşmadır (14 Eylül 1829). Fransa, İngiltere ve Rusya’nın Ak­denizdeki donanmaları 20 Ekim’de Navarin limanına saldırarak burada demirli bu­lunan Osmanlı-Mısır donanmasını yakmış­tır (20 Ekim 1827).

Böylece başlayan 1828 Osmanlı-Rus Savaşı, Ruslar’ın Edirne’ye girmesiyle, Os­manlılar aleyhine noktalanmıştır. Babıali, Prusya, Fransa ve ingiltere’nin araya girmesiyle, Londra antlaşmaları temelin­de bir barışa razı olmuştur.

Barış görüşmelerinde Osmanlı Devletini Başdefterdar Mehmed Sadık Efendi ile Anadolu Kazaskeri Abdülkadir Bey tem­sil ederken, Rusya’yı Kont Dibiç, Kont Aleksey Orlov ve Kont Frederik Palen temsil et­mişlerdir.

Antlaşma, bir esas, bir de Memleketeyn (Eflak ve Boğdan) konularını kapsayan ek bir protokol olmak üzere iki metin halinde düzenlenmiştir.

14 Eylül 1829 tarihinde Edirne’de imza­lanan antlaşma hükümleri şöyledir: 1. Taraf­lar barışı gerçekleştirmek için samimi çaba sarfedecekler. 2. Ruslar, işgal ettik­leri toprakları edirne_antlasmasiboşaltacaklar. 3. Prut nehri eskisi gibi, iki devlet arasında sınır olacak.

Tuna üzerinde sınır çizgisi, Hızır ilyas (St. Georges) koluna kadar uzayacak. Rusya’ya bırakılan Tuna adalarında ve delta üze­rinde bayındırlık çalışmaları yapılmayacak, istihkâm vb. tesisler kurulamayacak, ka­rantina binaları kurulabilecektir. Rus sa­vaş gemileri bu koldan Prut ırmağına ka­dar Tuna üzerinde hareket edebileceklerdir. 4. Rusya’nın İran ile yaptığı 1828 Türkmençay Antlaşmasını Osmanlı Devleti ka­bul edecek.

5. Eflak ve Boğdan’ın savaş­tan önceki statüsü devam edecek. 6. Rus tüccarlarının sahip olduğu haklar, kabul edilecek. Rus ticaret gemileri Karadeniz ve Akdeniz’le Boğazlar’da dolaşabilecek. 7. Rusya ile 1806’dan beri süregelen an­laşmazlıklardan ötürü Rus tüccarlarının uğradığı zarar ve ziyanı kapatmak üzere 18 ayda’ödenmek şartıyla, 1.500.000 Hol­landa altını tazminat ödeyecek 8. Savaş giderlerine karşılık Osmanlı Devleti Asya topraklarının bir miktarını Rusya’ya bıra­kacak. 9. Osmanlı Devleti Londra Antlaş­masını onaylayacak, yani Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul edecek.

Osmanlı Devleti, bu antlaşmayla Rume­li’de Mora ve Güney Yunanistan’ı, Ege De-nizi’nde Cezayir-i Bahr-i Sefid takımadaları­nı, Sırbistan sınırı üzerinde altı kadılık gner-kezini, Tuna deltasının yarısına kadar olan Bucak topraklarını, Kafkasya ‘da Gür­cistan Gur ve Imeret Prensliklerini ve da­ha sonra da savaş tazminatı olarak Ahıska eyaletini bırakmak zorunda kalmıştır. Ve takip edeceği hareketi padişaha bildirdi. Bu hususta padişahtan teminat aldı.

Heyetin hazırladığı 72 maddelik prog­ram, bir program, bir ıslahat tasarısı idi.

Bu tasarının önce askerlikle ilgili kısmının uygulanmasına girişildi. Bu meselede ye­nilik yapılan başlıca maddeler şunlardı: 1. Mevcut asker ocaklarının nizam altına alınması: 2. Avrupa usulünde yeni bir or­du kurulması (Nizam-ı Cedîd ordusu): 3. Savaş sanayii müesseselerinin yeniden tertip ve tanzimi.

3. Selim bir taraftan Avrupa usulünde bir ordu hazırlarken, diğer yandan da mev­cut ocakları imkanlar nisbetinde nizam al­tına almaya önem verdi. Yeniçeri Ocağı için haftada birkaç gün talim ve terbiye zorunluğu konuldu. Diğer ocaklar için yeni kanunnameler yapıldı. Mesela 1792’de ya­yınlanan Humbaracı kanunnamesine gö­re bütün efrad, İstanbul’da toplanacak ve yoklamaya tabi tutulacaktı.

3. Selim, Nizam-ı Cedid’in müstakil bir askeri ocak olmasını ve buraya yeniçeri­lerden genç olanların girmesini istiyordu. Fakat yeniçeriler bunu kabul etmedikleri gibi, devletin ileri gelenleri de Yeniçeri Ocağı’nın dışında bağımsız bir ocak ku­rulmasını uygun görmemekle beraber, çok tehlikeli buldular. Bu sebeplerle Nizâm-ı Cedîd, hassa bostancılar ocağına bağlı ol­mak üzere, bostancı tüfekçisi ocağı şek­linde kuruldu, ilk önce mevcudu 12.000 olarak tesbit edildi (1793). Buna göre çı­karılan padişah iradesiyle ileride geliri sağ­landıkça artırmak üzere Levend çiftliğin­de, subayları ile birlikte 1602 erden ibaret 12 bölük olarak bir “orta” tertibini başlat­mayı, ortaya bir binbaşı, sağ ve sol kola-ğaları, her bölüğe birer yüzbaşı ve diğer subaylar tayini emrediliyordu. Erlere de süngülü tüfek verilerek talime başlanılıyor­du. Yeniçeriler, yurdun her tarafına yayıl­mış, şehir ve kasabalarda yerleşmiş olduk­larından, Nizam-ı Cedid askerlerini çeke-meyecekleri de düşünüleceğinden, yeni askerî teşkilâtın gerekli olduğunu anlatmak icap ediyordu.

Osmanlı Devleti’nin büyüklüğünün; aha­linin devlet kararlarına gösterecekleri say­gı ile mümkün olabileceği, dolayısıyla Nizâm-ı Cedid’in benimsenmesinin bir gö­rev olduğu anlatılmaya çalışıldı.

3. Selim’in Nizam-ı Cedid lehinde yap­tırdığı bu propagandanın büyük tesiri ol­mamakla beraber, ilk zamanlarda teşkila­tın kurulmasına ses çıkarılmadı.

Ancak gerek bu ıslahat, gerek siyasî ve iktisadi sahada uygulanmaya çalışılan Nizam-ı Cedid, istenilen başarıyı tam ola­rak sağlayamamıştır. Esasen kısa bir sü­re sonra Nizam-ı Cedid düşmanlığı baş­ladı. Bazı başarısızlıklar da ıslahat hare­ketlerinin değerini ve itibarını halk naza­rında düşürdü.

Nizam-ı Cedid ordusu önce İstanbu’da, sonra da Anadolu’da kurulmuştur. İlk olarak Mısır seferinde Akka Kalesi önün­de Napoleon ordusuna karşı başarı sağ­lamıştı.

Rusya ile savaş ihtimallerinin belirmesi üzerine, Karaman Valisi Kadı Abdurrah-man Paşa yanındaki Nizâm-ı Cedid aske­ri Rumeli’ye geçirildi.

Nizam-ı Cedid düşmanlığı açık ve ke­sin bir hal aldı.

Edirne’ye harekete geçen Kadı Abdurrahman Paşa ordusuna mukavemete kal­kıştılar. Orduyu tehdit ettikleri bir sırada 3. Selim, Abdurrahman Paşa’ya geri dön­mesini emretti (1806). İstanbul’da Boğaz yamakları ayaklandı. .

Veliahd Şehzade Mustafa ve şeyhülis­lam Ataullah Efendi âsilere akıl hocalığı yapıyorlardı. Padişah, devletin idaresini el­lerine bıraktığı kimseler tarafından ihane­te uğramıştı.

Şeyhülislam, padişaha bir yazı sunarak “Atmeydanı’nda toplanan yeniçerilerin Nizam-ı Cedîd askerlerinin kaldırılmasın­dan memnun olacaklarını” bildirmiş, ya­zıda adları yazılı zatların cezalandırılma­larını istemiştir. Padişah, arzu etmediği halde bu kişilerin idam edilmelerine mü­saade etmişti. O, sarayın tarihini iyi biliyor­du. Asilerin istediklerini yapmazsa, zorla saray gireceklerini de biliyordu.

Halbuki Nizam-ı Cedid askeri, Atmey­danı’nda toplanan asilere biraz olsun di­reniş göstermiş olsalardı, yeniçeriler pe­rişan olacaklardı.

Enderun ağalarının bu husustaki uya­rılarına karşı Padişah: “Benim için kan dö­külmesin, benim yüzümden Muhammed ümmetine zarar gelmesin” diye karşılık verdi.

Asiler, bu zatları birer birer ele geçirdi­ler, işkence ederek öldürdüler. Fakat asi­ler bununla da yetinmediler. Yeni bir kur­ban daha istiyorlardı. Çok geçmeden, bu isteklerine kavuştular ve Nizam-ı Cedid ha­reketinin başı olan padişahı da önce tahtından indirdiler, sonra da öldürdüler. Böy­lece padişahın hayatına kıyılmakla beraber millet ve memleketin Batı medeniye­tine ayak uydurması uzun süre geciktiril­miş oldu.

Mekkenin Fethi Tarihi Önemi Hakkında Bilgi
Mekkenin Fethi Tarihi Önemi Hakkında Bilgi
Mekkenin Fethi sebep ve sonuçları nelerdir, Mekkenin Fethi
Mehir Nedir, Mehir Hangi Durumlarda Düşer
Mehir Nedir, Mehir Hangi Durumlarda Düşer
Mehir çeşitleri nelerdir, Mehir hangi durumlarda verilir, Mehir
Molla Fenari Kimdir, Hayatı ve Eserleri
Molla Fenari Kimdir, Hayatı ve Eserleri
Molla Fenari kimin zamanında yaşadı, Molla Fenari kimdir
Ebu Mansur Muhammet Kimdir Hakkında Bilgi
Ebu Mansur Muhammet Kimdir Hakkında Bilgi
Ebu Mansur Muhammet maturidi hayatı, Ebu Mansur Muhammet

Leave a reply "Edirne Antlaşması Önemi"


Top