Ebussuud Efendi Kimdir Hayatı ve Fetvaları Hakkında Bilgi

Ebussuud Efendi eserleri nelerdir, Ebussuud Efendi fetvaları ve eserleri, Ebussuud Efendi Kimdir Hayatı ve Fetvaları Hakkında Bilgi

Ebussuud Muhammed B Muhammed B. Mustafa el-Iskılıbi el-imadi… Müderris kadı. kazasker, müfti, şeyhülislam mufessır büyük Türk bilgini…
1490 yılında istanbul’da doğdu… Babası, zahiri ilimleri tamamen öğrendikten sonra kendisini tasavvuf mesleğine veren ve bu sahada mertebeler kateden Eş-Şeyh Muhammed Muhyi’d-Din Yavsı B.Mustafa el-imad el-iskilibî, annesi ise ünlü Ali Kuşçunun kardeşinin kızı… Bu sebeple Ebussuud hem baba, hem anne tarafından ilme aşina bir aile çevresinde yetişti.

Önce babasından, sonra Müzeyyed Zade Abdurrahman Efendi, Mevlana Seyyid Karamanı ve Ali Kuşçu’dan ders aldı…
Gençliği, zahir ve batın ilimlerine bi-hakkın vakıf bulunan babasının rahle-i irfanında geçti. Çevresinde zeka ve irfanıyla dikkat çekti ve namı ilim muhitlerinde kısa zamanda yayıldı.

İlim ve İrfandaki iktidarı sebebiyle Sultan İkinci Beyazıd’dan iltifat ve ikram gördü…
Tahsilini bitirdikten sonra memuriyet hayatına atıldı. Memuriyet hayatındaki engin muvaffakiyeti sebebiyle kısa zamanda o çağın en yüksek ilmiye payelerine erişti: Müderris, kadı, kazasker, müfti ve Şeyhülislam oldu.

Onun Şeyhülislamlığı zamanında müftilik, maaşça kaz askerliğin önüne geçti, Şeyhülislâmlık için belli prensipler getirildi, yevmiyesi 40 akçeden yukarı olan müderrislerin tayinleri müftîlere bırakıldı…
Ebussuud Efendi Şeyhülislâmlık makamında 30 yıl kaldı. Bu süre içerisinde hiç bir siyasi işe ve fitneye karışmadı. Bu makamda kaldığı müddetçe binlerce fetva verdi, devlet hukukunu İslam hukuk temeline oturtmuş, fetva işlerini günlük siyasi işlere bulaştırmamış, görüş, kanaat ve kararlarında siyasi makamın emrine girmemiş, geçici ikbal heveslerine kapılmamış, fetva makamını bütün dünyevi makamların üstünde görmüş, Şeyhülislamlık makamında en uzun süre kalan sahib-i makam olmuştur…
Tefsiri başta olmak üzere 20’den çok eser bırakmıştır.

Ebussuud Efendinin “Tefsir”, “Fıkıh” ve diğer imlerdeki ihatası yanında bir başka özelliği edebi şahsiyetidir. Türkçe, Arapça, Farsça şiir ve nesirler yazmıştır.
Arapça şiirleri o kadar güçlüdür ki, bu yönü ile “Arap Edebiyatfna geçmiştir. Arapça yazdığı “Kaside-i Mimiyye”si çok sayıda Arap şâiri tarafından tanzir ve şerh edilmiştir.
Farsça şiirler de yazmış. Hafız Divanı’nı okumuş ve sevmiştir. O’nun Hafız Divanı lehinde verdiği fetva, eseri mahkûmiyetten kurtarmıştır. Goethe, Ebussuud Efendi’nin bu inceliğini bir manzume yazarak taziz etmiştir.

Türkçe şiirleri, duygu ve lirizmden çok fikrî ve ilmî ağırlıklıdır.
“Terket heva-i şi’ri ki, sevday-ı hâmdır/Sihr-ı Halâl olursa, demem ki haramdır” beyti, bugün de zevkle okunacak sadeliktedir. Türkçe nesirlerinde devrinin en san’allı ve süslü ifadelerini de, en sade ifadelerini de kullanmıştır. Sadrazam Kara Ahmed Paşaya yazdığı risale, kadim inşa hünerlerine; oğlu Ahmed Çelebı’ye yazdığı tezkere ise tekellüften uzak, açık-sade ifadelerine örnektir… 5 cild tutan tefsiri, Onun hem tefsir ilmine, hem edebi kudretine bir delildir. Bu tefsir El-Ezher başta olmak üzere birçok üniversitede halen okutulmaktadır.

Kendisine yöneltilen sual manzum ise manzum, seçili ise müsecca’, Arapça ise Arapça, Farsça veya Türkçe ise o dillerde cevap vermiştir. Ebussuud Efendi’in ilmi şahsiyeti bütün islâm ulemasınca tartışmasız kabul edilmiştir. Muasırları tarafından medh ü senâ edilmiş; namına kasideler yazılmış; “Seyf” ve “Kalem”i cem’ ettiği söylenmiş; “Hatîb-ül Müfessirîn”, “Mütti’s-Sekaleyn”, ikinci Ebû Hanife namlarıyla anılmış; Hz. Peygamber’den bu yana böyle bir allâmeye rastlanmadığı ifade e-dilmiş; tefsir, fıkıh ve Arabî ilimlerde i’caz mertebesine ulaşmıştır. İslam Hukukunda yaptığı tercih ve tahriçiler bugün bile kaynak niteliğindedir…

istanbul ve İskilib’te cami, mescid mektep ve köprü olarak çok sayıda hayrat bırakmış; bu hayratın idamesi için aynı vilayetlerde muhtelit emlak ve arazi vakfetmiştir.
Şeyhülislam Ebussuud Efendi kendisinden sonra yüzyıllarca yaşayacak olan eserlerini ve dünyaya ait vazifelerini tamamlamış olarak 1574 tarihinde İstanbul’da 87 yaşında vefat etti. Cenaze namazı Fatih Camiinde devrin bütün ulema, vüzera, divan erkanı ve çevre bölgelerden gelen bir müminler seli ile kılındı. Ayrıca Medine ve Mekke uleması da, merhumun gaib namazını kıldılar…
Rahimehüllahü aleyh…

Leave a Reply