Asur Medeniyetinin Özellikleri, Asurlular Hakkında Bilgi

Asur medeniyeti nerede ve hangi dönemler arasında kurulmuştur, Asurluların özellikleri, kültür ve sanat özellikleri hakkında bilgi.

1845 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Irak topraklarında yaşayan İngiliz arkeoloğu, Layard’a anlatılıyor. 12. yüzyıldan beri bu topraklardayız. Ancak ne biz, ne de bizden önce bu topraklarda yaşayanlar, bir yeraltı sarayından söz edildiğini duymadık. Bir gün bir Fransız geldi ve o yere gitti. Eline bir sopa aldı ve toprağın üzerine biri şuraya, biri buraya olmak üzere iki çizgi çizdi. Burası, saray, şurası kapı dedi ve tüm yaşamımız boyunca ayaklarımızın altında bulunan, varlığından habersiz olduğumuz şeyi bize gösterdi. Hayret! Göz kamaştırıcı! Bunu kitaplardan mı, sihirle mi, yoksa peygamberlerinden mi öğrenmişti?

asurlarArap şeyhinin, bu konuşması karşısında birkaç açıklama yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Her şeyden önce çok uzaklardan gelen bu araştırmacı, Fransız değildi. Paolo Emilio Botta adında bir İtalyan’dı. Tarihçi Carlo Botta’nın oğlu olan Paolo, Torino’da doğmuştu. Ancak kendisi, Fransız konsolosu sıfatıyla Osmanlı topraklarında bulunuyordu. Bundan başka Paglo Emilio Botta’nın hiçbir sihirli sanat ile ilgisi yoktu. Sadece akıllı ve bilgili bir adamdı. Botta, gerçek bir sanat ve kültür hazinesi bulmuştu. O zamana varıncaya değin, en eski uygarlığın Mısır uygarlığı olduğuna inanılıyordu. Çünkü insan tarihi ile ilgili en eski bilgiler ancak Mısır’dan geliyordu. Botta’nın buluşu, bir başka antik uygarlığın daha var olduğunu dünyaya kanıtlıyordu.

Bu, Mezopotamya’daki Asur uygarlığıydı. Şehir surları, saray yıkıntıları, heykeller, kabartmalar, kilden yapılmış boyalı çanak çömlekler ve çok sayıda yazı (çok geçmeden bunlar çözümlenecektir) o zamana değin çoğu kimsenin bir efsane olarak kabul ettiği bir gerçeği kanıtlıyordu. Botta’nın girişiminden bugüne değin Asur ülkesinde Fransız, İngiliz, İtalyan ve Amerikalı arkeologların başkanlığında daha pek çok araştırma yapılmıştır. Kendilerine özgü harflerle yazılmış binlerce yazılı levha bu kavimin tarihini anlatmakta ve saraylarının güzelliğini betimlemektedir. Yarı yarıya toprağa gömülü yıkıntılar, şehirlerin nasıl yapıldığını bize göstermektedir. Tüm dünya müzelerine götürülmüş yüzlerce sanat eseri, Asur sanatçılarının yeteneğini dile getirmektedir.

Asur İmparatorluğu’nun merkezi Ninova olağanüstü güzellikte bir şehirdi. Âdeta bir düşler kentiydi. Ancak İmparatorluğun en parlak döneminin Kralı Sargon II, bu durumdan hoşnut değildi. Sâdece kendisine ait bir şehrin kurulmasını istiyordu! Ninova’nın 20 kilometre kadar kuzeyinde kurulan bu şe-hire «Durşarrukin» (KURSÂBÂD) ismi verildi. Yapıların tümü 3 kilometrekare genişliğinde bir alanı kaplıyordu. Şehir, görkemli surlarla çevriliydi. Ortada, tamamıyla tuğladan yapılmış, küçük, yapay bir tepe üzerine kurulmuş Kral Sarayı bulunuyordu. Yanında bir ziggurat vardı. Bu ziggurat, mihrap hizmeti gören ve astronomi gözlemlerine yarayan bir kule olarak kullanılan bir piramitti. Sarayda krala ait daireler, taht salonu, konuk salonları, çok sayıda avlu, ambar, mutfak ve fırınlar vardı. Ancak bu dev yapılar 2. Sargonun bir savaş sırasında ölmesi nedeniyle hiçbir zaman tamamlanamadı. Sargon’un yerine geçen oğlu Sennaherib (veya Sanherib) yapım işlerini durdurarak, başkenti yeniden Ninova Şehri’ne taşıdı. Şehir, zâten geniş ve güçlüydü. Fakat Sennaherib, bu görkemle yetinmeyerek şehri daha büyüttü, tapınaklar ve saraylar yaptırdı: Şimdi Ninova, daha zengin ve daha görkemli olmuştu.