Anayasanın Türkçeleştirilmesi Kısaca

Türkiye Cumhuriyeti anayasası hangi tarihte Türkçeleştirildi, Anaya dilinin Türkçeleştirilmesi kanunu hakkında kısaca bilgi.

10 ocak 1945 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşuyla beraber Türk tarihinde açılan, tam bağımsızlık ve gerçek millileşme çağının, yirmi beş yıldan beri birbirini tamamlayan kurtarıcı ve kurucu devrimlerinden birine daha kavuşmuş bulunuyoruz. Büyük Millet Meclisinin oy birliğiyle kabul ettiği 4695 sayılı Anayasa, Türk milletine kendi öz diliyle ve herkesçe anlaşılır bir deyimle Cumhuriyetimizin dayandığı temelleri, kayıtsız şartsız millet egemenliğimizin ne yolda yürütüldüğünü, kamu haklarımızın neler olduğunu bir sözle siyasi ve içtimai nizamımızı göstermekte ve Türk dilini öz benliğine kavuşturma ve kültür hürriyetimizin temellerini atma yolundaki çalışmaların en kuvvetli bir ışığını teşkil etmektedir.

Anayasamızın mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın bu suretle Türkçeleştirilmesini gerektiren sebepler ve bu işin geçirdiği safhalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Encümeninin 6 ocak 1945 tarihli mazbatasında şu yolda anlatılmaktadır : Türk harfleri, ilim ve edebiyat diliyle halk dili arasındaki ikiliği ve memleketteki lehçeler ayrılığını gideren “Türkçeleşme” adını verdiğimiz kaynaşma ve birleşme hareketine umulmadık bir hız vermiştir. On beş yıldan beri edebiyatta, gazetelerde, tercümelerde, ilk, orta ve yüksek okullarda Osmanlıca, yerini Türkçeye bırakıyor. Milyonların konuştuğu, yazıştığı, anlaştığı millet dili alabildiğine gelişiyor. Bu gelişme, yaşayan ekleri ve kökleriyle, tarihi kaynaklarıyla, Türkçemizin ileri Yeniçağ dillerinden biri olmak için hiçbir kısırlığı olmadığını, bilakis engin bir yaratış ve türeyiş yeterliği olduğunu ispat etmiştir.

Bu ileri gidişin tabii sonucu olarak Osmanlıca ile ilişiği kesilen Türk çocuklarının mekteplerde okudukları ilim ve fenlerin terimlerini Türkçeleştirme ihtiyacı yıllardan beri Maarif Bakanlığını, Türk Dil Kurumunu, bütün uzmanlarımızı devamlı bir çalışma ve araştırma zorunda bırakmış ve bu suretle bugün ilk, orta okullarla liseler ve bir kısım yüksek okullar derslerini yeni terimlerle öğrenmeye başlamışlardır.

Bu gelişme hareketinde hukuk ve devlet dili bilhassa geride kalmıştır. Hukuk ve kanun terimlerini Türkçeleştirecek olanlar, Anayasanın kılavuzluğunu beklemekte ne kadar haklı iseler, Büyük Meclis de hukuk ve kanun dilinin esaslarını koymak için, söz ve kurma araştırmalarının az çok bir kararlık bulmasını beklemekte o kadar haklıydı. Eski metinlerden, halk ağzından, lehçelerden iyi ve zengin taramalar yapıldıktan başka Türkçeye ait yerli yabancı hemen bütün lügatler ya basılmış, ya toplanmıştır. Artık genel bir terimler kamusu yapabilmek imkanları, uzmanlarımızın elindedir. İşte bu imkânlardan faydalanılarak 1942 yılı başlarında iki ayrı heyet tarafından Teşkilatı Esasiye Kanununun Türkçeleştirme tasarıları hazırlanmış ve Millet Meclisi üyeleri, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkan ve reisleri İstanbul ve Ankara Hukuk Fakültesi profesörleriyle, öteden-beri dil işlerinde çalışan uzmanlarımıza dağıtılarak, her iki tasarı üzerinde geniş bir soruşturma yapılmıştır. Dikkatle incelenen bu soruşturma sonuçlarıma göre yazılan üçüncü tasarı, Parti Gruplarınca da seçilen (14 kasım 1944) otuz kişilik komisyonda düzeltilip tamamlanarak (16 kasım – 16 aralık 1944) nihayet Parti Grubunun da görüşme ve tartışmasından geçmiş (26 ve 27 aralık 1944) ve Büyük Meclise sunduğumuz bu son şeklini almıştır.

Teşkilatı Esasiye Encümeni bu Türkçeleştirme işinde aşağıdaki esaslı noktaların sağlandığını görmüştür.
1 — Teşkilatı Esasiye Kanununun manasında, kavramında hiçbir değişiklik olmamış ve 104 üncü madde maksadı temin edecek şekilde yazılmıştır.
2 — Türkçesi bulunan bütün terimler karşılanmıştır.
3 — Kavram açığı bırakılmamak için, tam karşılığı bulunmayan yabancı kelime veya şekillere dokunulmamış ise de, bunların birer kök olarak kalmalarına, tasriflerinin Türkçeleştirilmesine ve aile halinde yabancı kelime grupları kalmamasına mümkün olduğu kadar çalışılmıştır.
4 — Türkçeleşen ve halk dilince benimsenen kelime ve kalıplara ilişilmeyerek, Anayasanın herkesçe anlaşılırlığı korunmuştur.
5 — Esas Teşkilat Kanunumuzun Devlet Şeklinin Cumhuriyet olduğuna dair olan bir maddesinde mana, mefhum ve hatta kelime itibariyle de hiçbir değişiklik yapılmamıştır.
Encümen incelemeleri göstermiştir ki, Büyük Millet Meclisi Anayasa Türkçesiyle şerefli tarihinde örnekleri eksik olmayan kılavuzluk ve önderlik görevlerinden birini daha yapmaktadır.
Anayasa tasarısı üzerinde çalışan C. H. P. Meclis Gruplar Komisyonu da 18 aralık 1944 tarihli raporunda, Türkiye Cumhuriyeti Esas Teşkilat Hukukunun gelişimini ve komisyonca göz önünde tutulan hedefleri; Yeni Türk Devletinin Esas Teşkilat Hukuku Türk milletinin şerefli bir varlık uğrunda yaptığı mücadelenin şanlı tarihiyle birleşiktir. Onun bünyesini teşkil eden ilk fikir ve inancın kökleri bu tarihte aranmalıdır. Her milletin kendine mahsus nasıl bir bayat felsefesi veya bir sanat anlayışı varsa, bir de, ayrı hukuk görüşü vardır. Aynı mahiyetteki hukuk müesseseleri milletlere göre ve belli bir milletin zaman içindeki hayatına, gelişmesine, medeniyet yolundaki ödev ve görevine nazaran ayrı bir renk alır. Bizim bugünkü devlet, hükumet ve mesuliyet hakkındaki fikirlerimiz bu yoldaki bir gelişmenin öz verimidir. Bu yönden, Esas Teşkilat Kanunumuzun tarihi, engin ve feyizli bir tarihin, milli istiklal mücadeleleri tarihinin yalnız bir faslı ve fakat bütün Türk inkılabına güdüm veren fikrin benliğini ve özünü taşıyan bir fasıldır. Gerçi, Esas Teşkilat Kanunumuz, son şeklini alıncaya kadar birbiri ardı sıra değişik safhalardan geçmiş, fakat daima kendine has bir hüviyet, yüksek bir ruh taşımış, tarihin akış ve oluşu içinde aynı ruhu muhafaza etmiştir. Bu ruh milli irade, milletin hakimiyeti esası O suretle ki, onun doğuşu Esas Teşkilatımızın ‘ doğuşunda ve gelişmesinde hareket noktası olmuştur. Tarihin bu derin sesleyişini duyarak Türk milletine kurtuluş ve yükselme yolunu açan inkılabın birbirinden ayrılmaz iki büyük dahisi Atatürk ve İnönü Türk tarihinin en şanlı sahifelerini milli iradenin kudret ve mucizelerinden yaratmışlardır. Kanunlar hakiki değerlerini, ifade ettikleri ruhun ve temsil ettikleri iradenin kuvvet ve değerinden aldıklarına göre bugün yürürlükte olan kanunun hükümlerini anlatmakta ve öz Türkçe karşılığını bulmakta o ruh ve esasa bağlı kalınmış, Genel kurula sunulan tasarının manada ve ruhta hiçbir değişiklik yapacak bir hükmü taşımaması daima göz önünde tutulmuştur. Diye anlatmakta, Anayasamızın bu şekliyle gördüğü inkılapçı vazifeyi ve ifade ettiği tarihi manayı da şu suretle belirtmektedir: Anayasa hükümlerinin dil bakımından da olsa bir arada gözden geçirilmesi, hepimize, yapılışındaki tarihi anların yüksek heyecanını yaşatmıştır.